5/11/2007 - YENİ YAZILAR 2007
ŞİİRLER
Sevdim seni ötesi yok
Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören ! Sen, damarlarımdaki kana karışıp geldin yüreğime... Bir başka yerde olamazdın zaten ! Sen benim en değerli yerimde yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın... Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, İlk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi biri değildin artık... Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama!... Dört mevsim bahar yaşadım, yaşıyorum seninle. Çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı senin renklerinin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşerdin, açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün, kırmızıydın bir ateş gibi... Ve maviydin... Ben çok bu renkle anmayı sevdim seni ! Denize tutkundum. Denizin enginliğinde seni düşünmek... Seni bensiz, kendimi sensiz düşünemiyordum. Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık... En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm.
Kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, Nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle... Her şeye rağmen sevdim seni... Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu ! Koca bir kente, koca bir ülkeye karşı koyabilirdim. Seni seven kalbim çünkü kocamanda her şeyi sığdıra biliyordum kayıtsı şartsız Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim... Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim ! Sevdim ben seni hemde koca bir kalple sevdim,,, Her halin çekti beni... Duruşun, bakışın, kızışın Saflığın, kurnazlığın, çocuk suluğun,,, Sesini de sevdim suskunluğunu da... Küçük oyunlarını, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve doyumsuz, uçarı sevdamı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman.. Sığdıramadım cümlelere ve hiçbir cümle seni tarif edecek kadar derin olmadı. Seni severken yorulmadım ! Çünkü sen yaşam kaynağımsın...
Hala Seviyorum
Bugünlerde yine seni düşünüyorum... Yalnız,ıssız ve çaresiz gecelerde, Seni düşünüyorum sessiz çığlıkların arasında... Kalbim senin için çarparken, İçimden "seni seviyorum" diye haykırmak geliyor!.. Ama olmuyor, Ben yine de seni seviyorum haykıramasamda çığlık çığlığa, Bir kağıt parçasına,duvara haykırıyorum aşkımı, Seni sevdiğimi yazıyorum sadece !!!
Seni düşünüyorum hep gecelerde, Belki hayalin yalnızlığıma katık olur diye... Seni düşünüyorum hep gecelerde, Belki hayalinle gelirsin diye... Seni düşünüyorum hep gecelerde, Belki seni hayalinde unuturum diye...
Ama ne mümkün böyle bir şey. Gözümden uzaksında,gönlümden olmuyorsun işte, Çıkmıyorsun aklımdan... Hani istemiyordumda çıkmanı. Bir ümitle bekliyorum, Hani göçüp gitmeden bu dünyadan, Bir kez olsun sevgiyle bakar diye gözlerin bana.
Ben hala yalnızım buralarda, Hala yoğun duygularım,hala karanlıklardayım, Doğmasını bekliyorum güneşin, Ben hala uykusuz gecelere inat seni düşünüyorum!.. Ve ben hala seni seviyorum...
S e n ...
Sen... Şu an yine seni düşünüyorum Her zaman olduğu gibi Önümde kitaplar hepsinde sen, sen yazıyorsun Seni okuyorum Seni çalışıyorum Günlerce, haftalarca, aylarca Damarlarımdaki kana seni işlemek istiyorum Beni sen yaşatasın istiyorum Sen benim için tek yaşam kaynağısın Öyle olmanı istiyorum Seni istiyorum Sensiz duramıyorum Sen... Azrailim olmanı istiyorum Zamanı gelince canımı alacak Doktorum olmanı istiyorum Hastalandığımda tek ilacımın Sadece bir tebessüm olmasını istiyorum Seni istiyorum Bilirsin ki: sensiz duramıyorum
Sen... Eşim olmanı istiyorum Bir ömür boyu dostum olacak Dost kalacak Eş istiyorum Seni istiyorum Bilirsin ki: sensiz duramıyorum
Sen... ...Şu an yine seni düşünüyorum Her zaman olduğu gibi Önümde masa Bugün yine menüde sen varsın Seni yiyiyorum Seni içiyorum Seninle doyuyorum Seninle yaşıyorum Seni istiyorum Bilirsin ki: sensiz duramıyorum
Sen... Kolumdaki saatim olmanı istiyorum Zamanın sensiz olmayacağı gibi Sen "Dur" deyince dursun istiyorum Bütün kâinatın Seni istiyorum Bilirsin ki: sensiz duramıyorum
Sen... Beynim olmanı istiyorum İçimdeki bütün bilgileri sana endekslemek İstiyorum ki; Gözlerim olmanı istiyorum Kimse bakmasın diye Aynaya bakmak istiyorum Gözlerime Seni göreyim diye Seni istiyorum Bilirsin ki: sensiz duramıyorum
Sen... ...Evet Sevgilin olmak istiyorum
Ben...
Gözlerin
Bir anlık bir bakışla öyle yara açtın ki, Mızrak yarası gibi geliverdi anında. Seni gören gözlere öyle ışık saçtın ki; Güneşin parıltısı sönük kaldı yanında!
Önüne geçilmiyor ferman gibi sözüne, Seni sevip kaybeden inan ölümü tatmış. Sen: Güzeller-güzeli tanrım senin gözüne ; Yalnız Safir'den değil Zümrüt'ten de renk katmış.
Bir anlık gelip geçen hayal gibi akışın, Çölde serap gibisin ne yapsam tutulmuyor. Ceylan'larda bile yok o gizemli bakışın; Sana özgü o gözler asla unutulmuyor ! Büşra.
Fehmi
Baktığım Her Yer Sen
Gözlerim yalnızca seni görüyor baktığım her yerde sen varsın canım beni arayınca yüzüm gülüyor inan ki sensin benim tek kadınım
Sensiz rüya bile görmek istemem sen yoksan güzelim ben düş diyemem hayalim sensin baharım da sen senden başkasını asla sevemem
Yılın dört mevsimi bahardır sende mutlu olur gülümserim sayende bil ki senin sevgin saklıdır bende sen de beni sakla güzel kalbinde
Fehmi
Senin gözlerin Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin? Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar? Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var; Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin...
Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü Her zaman en güzel, her yerde eşsiz Sen yaprak, sen köpük, sen kuş tüyü Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz
Kazımak ulu ağaç gövdelerine adımızı Yazmak her şeyi bir bir kumların üstüne O her işkenceye mahkum olmuşluğumuz O çok sevmek, daha çok sevmek günden güne.
Şarkısız ve sensiz kaldığım nice akşamlar Gözlerin geçer aklımdan özlemler içinde Gözlerin bir çigan müziği güzelliğinde Kirpiklerinde keman, bebeklerinde gitar...
Bir daha dünyaya gelsem Yine seni düşünürdüm Bana herkez diyesin Beni deli divane edesin diye
Seni görmediğim günler Karanlıktayım, katran gecelerdeyim Cehennem misali bir yerdeyim Bir demir nasıl paslanır, bir elma nasıl çürürse İşte öyleyim Büşra...
Fehmi
Büşra
Sen; umudum.. Sen; sonsuzluğum.. Sen, umut bulduğum.. Sen, mutlulukla dolduğum.. Ve ben, Sana ait bir cümle. Her harfi kitap olan...
Sen ve ben, Yani biz; Hangi tanıma sığarız biz ? Hiç miyiz ya da düş müyüz ? Yok yok... Sus pus muyuz yoksa yok muyuz ? Hayır hayır.. Biz sevdanın mucizeye en yakın haliyiz.. Unutma sevgili; Gün gelir kahraman'lar da ölür.. Gün gelir masal da biter.. Ama biz bitmeyiz.. Biz birer masal kahramanı değiliz. Biz mucizeye en yakın gerçeğiz.. Sen ve ben BİZ'İZ.. Sen yaşarken ben ÖLEMEM.. Ben ölsem de sen beni “ bende “ YAŞATIRSIN..
Şimdi içimden sana “ mucize “ demek geçti.. Lakin di-ye-mi-yorum.. Neden diyemediğimi sen bilirsin sevgili.. Üzgünüm.. Sana “ mucize/m “ diyemedim çünki sen...?
Fehmi
Bana Bir Şey Söyle
Bana bir şey söyle, anlamını kimse bilmesin, tek ben anlayayım,
Bakışlarından uzak olsamda sözlerinde cesaret bulayım, Güzelliğine değil, kişiliğine aldanayım,
Bana öyle bir umut ver ki, ömür boyu o umutla avunayım, Bana kalbinde bir yer ver, bıraktığın gibi hep orda kalayım...
Fehmi
ADINA DOST DERLER
Hani vardır ya; her yerde hissetmek istersin onun varlığını. Hani hep yanıbaşınızdaymış sanırsınız, ismini söylersiniz dalgınlıkla, her an berabersinizdir.
Yanında olduğunu unutuverirsin bir andan sonra, sonra üzüldüğünde o sımsıcacık kollarını açar sana, sarılır ağlarsın omzunda doya doya...
Senin sorununu kendi sorunu gibi benimser, bir kolun bir bacağın olur adeta..
Ayrılmak istesen de koparıp atamazsın. Bir türlü sevindiğinde ise senden fazla mutluluk duyar.
O senin için farklıdır bütün insanlardan, tabii sen de onun için.
Aranızdaki sevginin bitmesine izin vermezsiniz, kimse bozamaz aranızı, kimse araya girmeye dahi cesaret edemez.
Ne zaman yardıma ne zaman insana ne zaman bir sırdaşa ihtiyacınız olsa hep yanınızda bulursunuz, kendini adeta sizin için ayarlamıştır.
Beraber gülüp beraber ağlarsınız, daima olumlu özellikler verirsiniz birbirinize.
O sana gülmeyi öğretir sen ona kahkaha atmayı,O sana emeklemeyi öğretir, sen ona yürümeyi.. O sana okumayı öğretir, sen ona yazmayı ve bu böyle sürüp gider....
İşte bunun adına DOST derler...
Hayatta hiçbir şeyiniz olmasa da bir dostunuz hep olsun.
ASKI BILMEYENLERE
Öyle tesadüfler vardir ya: Bir otobüs duraginda posetlerle beklerken, rastlasirsiniz aniden... "Bu..." diye içiniz titrer. Bir zamanlar yüreginizi yakan asik; sarkmis göbegi, agarmis saçlariyla karsinizdadir...
Iki elinde iki çocuk...
- Nasilsin?
- Iyiyim... Ya sen?...
- Kizin amma da büyümüs... Benim de var 10 yasinda...
- Annen, baban?...
- Babami kaybettik. Annem hasta..
- Mutlu musun?
Sessizlik...
- Telefonumu vereyim, ararsin belki....
Iki yanakta iki masum buse; biri eski sevgiliye, digeri onunla birlikte yitip giden maziye...
- Kimdi o amca anne?..
Yüreginizde belli belirsiz bir iç çekme ve aklinizda hinzir bir soru isareti: "Acaba?.."
Aliye ile Ramazan in ask hikayesinde buna benzer bir hüzün gizliydi. Gerçi öyküleri, önce hakli olarak bir "tip rezaleti" olarak yansidi Milliyet in mansetine...
Ancak Aysegül Aydogan in dünkü haberi en az ilki kadar hazindi:
Polis memuru Ramazan Bey, ögretmen Aliye Hanim a 1954 te Karabük te evlenme teklif etmis. Annesine bakmak zorunda oldugundan kabul edememis Aliye...
Bir baskasiyla evlenmis Ramazan... Üç çocugu olmus,ancak Aliye yi hep aklinda, gögsünde saklamis. Gün gelmis, esi gögüs kanserine yenik düsmüs.
Ailesi "3 çocukla bir basina bas edemezsin, evlen" diye tutturmus. O da "Yillar önce bir sevgilim vardi, evlenirsem onunla evlenirim" demis. 17 yil sonra gençliginin Karabük üne dönmüs ve Aliye nin pesine düsmüs. Ögretmenlik yaptigi okulda bulmus onu... Müdürün odasinda beklemeye koyulmus. Aliye odaya girip de eski askini karsisinda görünce saskinliktan disari kaçmis. 17 yil önceki teklifi yinelemis Ramazan: "- Evet" demis bu kez Aliye ögretmen...
28 yil evli kalmislar. Ikinci bahari yasamislar. Malum, ikinci bahar, "son"bahardir. Orada ask, hayatla cilvelesmekten çok, hayat denilen çileyi birlikte gögüslemektir. 71 yillik yorgun kalbi teklemis bir gün Aliye nin... Ramazan bir ambulansla hastaneye yetistirmis esini... Kabul etmemisler, paralari yok diye... Sonra bir baskasina... yine ret... Aliye Hanim ölümün esiginde duyuyormus Ramazan Bey in çirpinislarini; "Allahim bunlar ne yapiyor" diye ürperiyormus. Ramazan Bey se "ilk göz agrim gidiyor" diye sizlaniyormus için için... "Ona bir sey olursa ben ne yaparim?.." Sonunda Ramazan Bey in yegenlerinin parasiyla bir özel hastaneye yatirabilmisler. Fotografi vardi dünkü Milliyet te...
Aliye Hanim yatakta; Ramazan Bey basucunda...
Sag eli simsiki esinin avucunda...
"Ilk bahar"da çogunlukla imkansizliktir aski filizleyen, besleyen; "son bahar"daysa fedakarlik...
Bütün Dünya dergisinde vardi; çocuklara "Ask nedir" diye sormuslar. Söyle demis afacanlardan biri:
"Annanem sirtindan hasta olmustu. Egilemedigi için ayaklarina oje süremiyordu. Dedem devamli elleri titremesine ragmen annanemin ayaklarina oje sürüyordu.
Bence ask budur."
Askta Yarin Yoktur Sevgili...
Ask bu dünyanin ölçüleriyle açiklanamaz sevgili. O ilkel bir acidir, yaban bir agridir. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir seye dokunur. Sonra bir perde açilir ve yolculuk baslar. Bu yolculukta artik para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, is, anneler ve korkular yoktur. Askin kendi gerçekligi vardir sevgili. Insan bir baska isiga teslim olur... Askta yarin yoktur sevgili. Zaman ileri dogru degil, içeri, yüreklere derinlere dogru islemeye baslar, bilgelesir. Hiç bilmedigi sezgileriyle bulusur. Yükü çok agirdir, kendiyle bulusmustur. Hem disindadir dünyanin, hem de ortasinda. Hindistan'da Ganj Nehri'nin kiyisinda yakilan yoksul adamin hissettikleri de onunladir, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yasayan kadinin çiplak yalnizligi da. Her sey onunladir, ona emanettir sanki, ama o, çildirtici bir yalnizlik içindedir yine de... Askin kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanimiza karisan ilkel aci, o yaban agriyla hiçbir kitabin yazmadigi hakikatlere daha yakinizdir, inan... Kim demisti hatirlamiyorum, ask varligin degil, yoklugun acisidir diye. Belki de bu yüzden ilk gençligimde, o yogun asik oldugum yillarda, gözüme uyku girmez, dudagimda bir islikla bütün gece sehri, o karanlik, o hüzünlü sokaklari dolasir, insanlari uykularindan uyandirmak isterdim. Uyanip, içimde derin bir siziyla uyanan o derin sancinin acisina ortak olsunlar diye... Ask çok eski bir seydir sevgili. Onun içinden o çileli çocuklugumuz geçer. Sevdigimiz insanlarin çocukluklari da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasiz yatililar geçer. Ve sonra ask bütün bunlari alir,dahada eskilere gider, hep o ilkel aciya, o yaban agriya... Insan bazen nedensiz yere umutsuzluga kapilir. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanir... Bazen denizler, kiyilar çeker insani. Insan bu kapilmayi anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yasanmasindan korkulup vazgeçilmez asklarin sizisidir bu. Bu sizi, bu yenilgi mevsimlerle yillarla devredilir baska insanlara... Bir insanin yaptigi bir hatanin tüm insanlara yayilmasi gibi... Iste simdi biz de sevgili, ya olmadik zamanlarda umutsuzluga kapilip, solugu evlerde alacagiz, ya da denizler, kiyilar çekecek bizi. Nasil biz baskalarinin korkakligini tasiyorsak, baskalari da bizim korkakligimizi tasiyacak, yenilgimizi, umutsuzlugumuzu... Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, is, anneler ve korkular baslayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse ask yoktur ve hiç olmamistir sevgili. Birbirimizi kandirmayalim... Hadi güne hazirlan. Yasadiklarini unutmaya çalis. Ask bize güvenip verdigi büyüsünü, sirlarini, cesaretini, bilgeligini ve o ilkel, o yaban agrisini geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üsüyecek, sonra geçecek... Hadi, oyalanma birazdan yarin olacak... Askta yarin yoktur sevgili...
DERT AGACI Eski çiftlik evimizi restore etmek için tuttugum marangoz, isteki ilk gününü zorlukla tamamlamisti. Arabasinin patlayan lastigi onun ise bir saat geç gelmesine neden olmus, elektrikli testeresi iflas etmis ve simdi de eski püskü pikabi çalismayi reddetmisti.
Onu evine götürürken yanimda adeta bir tas gibi oturuyordu. Evine ulastigimizda beni, ailesiyle tanismam için davet etti.
Eve dogru yürürken küçük bir agacin önünde kisa bir süre durdu, dallarin uçlarina her iki eliyle dokundu.
Kapi açildiginda; adam sasirtici bir sekilde degisti. Yanik yüzü tebessümle kaplandi, iki küçük çocugunu kucakladi ve esine kocaman bir öpücük verdi. Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiginde; agacin yanindan geçerken merakim daha da artti ve ona eve giderken gördügüm olayi sordum.
"O, benim dert agacim," dedi. "Elimde olmadan isimde bazi sorunlar çikiyor, ama sundan eminim ki o sorunlar, evime, esime ve çocuklarima ait degil. Bunun için bu sorunlari her aksam eve girerken o agaca asiyorum. Sabahlari tekrar onlari oradan aliyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz? Ertesi sabah onlari almaya gittigimde, astigim kadar çok olmadiklarini görüyorum..."
|